Künefe için aile kurmak.
Künefe için aile kurmak nedir, bilir misin?
Yan masadan hamile abla ve karşısında oturan deri ceketli abi, yemekten sonra künefe söyleyebilirler. Sen söyleyemezsin.
Çünkü künefe; tek başına bitirebileceğin bir şey değildir.
Söyleyemezsin.
Sen çay söylersin, bira söylersin, bazen iyice düşer; bi ufak sölersin. Künefe değil.
Sen çoğu zaman, içinde kalanları bile söyleyemezsin. Birileri kızar, birileri küser, birileri gider, bakarsın arkasından, boğazında bir gemici ordusu limana yanaşır da; “Gitme, kal” diyemezsin.
Sen sevdiğini dahi söyleyemezsin. Birileri dalga geçer, birileri umursamaz, sen çok nadir seversin oysa ki, sen belki ilk defa seversin de; gözlerinin içindeki ayçiçeklerine bakıp “Seviyorum” diyemezsin.
Sen, sözler veremezsin.
Sana verilen sözler o kadar tutulmamıştır ki, hayal kırıklığını en iyi sen bilirsin.
Sen hayattan bir şey bekleyemezsin.
Beklentilerinin altında öyle ezilmişsindir ki zamanında, öyle yaralar açılmıştır ki kollarında, bütün dünyayı kucağına serseler, tutamaz, düşürürsün.
Birileri öyle çok düşürmüştür ki seni zamanında, başka birileri ayaklarına kapanıp, kanayan dizlerini öpse dahi iyileşemezsin.
Ah sen, neden böylesin?
Sonra bi gün, “Seni bu hale getirenler utansın be kardeşim!” der biri, bakakalırsın masadaki izmariti tutuşturan kora, kor, şimdi yağmur yağsa, Allah baba bile sana ağlasa, aksa gitse bütün acın, biraz da kanalizasyondaki farelerin yanakları ıslansa ama sen kurtulsan gözlerindeki buz gölünden, söndürsen şu içindeki cehennemi istersin de; ”Hesap!” çıkar ağzından sadece.
Künefe için aile kurmak isteyecek kadar, Allah’ın belası bir önemsiz künefeyi paylaşabileceğin o tek nefesi, her gece ensende hissetmek için gururunu ayaklar altında çiğnetecek kadar, onun gözünden düşen bi’ damla yaş için, bütün dünyayı sikip atacak kadar çok seversin de; sonunda, içinde yankılanan ses hep şöyle söyler;
“Ben başımın çaresine bakarım, sen mutlu ol.”
Hayatta en büyük eksiğim bir şeye inanmamak sanırım.Hiç bir şeye ve kimseye inanmıyorum.Yanlış anlaşılmasın,bir Allah’ın varlığına inanıyorum.Çünkü var.Hatta dünyada gerçek olan ve kuşku duymadığım tek şey.Bu dünya anca büyük bir gücün sınav yeri olabilir.Başka bir amaç taşıdığına inanmıyorum.Eğer öyle olsaydı..Yani bilmiyorum.
Her şey yapay ve gülünç.Anca bir Allah’ın varlığıyla bu curcunaya katlanabiliyorum.Sonundaki sınav gününde geçer not alabilmek için püskürtmüyorum içimdeki kini.Ama yine de yaşamaya gücüm kalmıyor.Her ne kadar kalpten bağlı olsamda Tanrı’nın buyruklarını yerine yerine getirmiyorum.Olanca inancıma rağmen.
Herkes ve her şey bende yalnızca “İssssyeeeaağğğnnn” diye bağırma isteği oluşturuyor.Fakat ona da ne gücüm var,ne cesaretim.Aslında bende eksik olan inanç mı,cesaret mi,güç mü bilmiyorum.Büyük ihtimalle hepsi.
Bu konu hakkında ne yapmam gerektiğinden emin değilim.Çünkü ne istediğimi bilmiyorum.Düşünmeyi bırakalı çok oldu.Düşündükçe;olay,kişi,zaman ne olursa olsun ne düşünürsem düşüneyim aynı sonuca çıkıyor.
Eskiden Tanrı’ya isyan eder,tüm suçu ona yüklerdim.Zira Tanrı beni ne idareye verebilir,ne sözlü notuyla tehdit edebilir ne de güvenini sarstığımı söyleyip içimi burarak cezalandırabilirdi.Böylesi en kolayıydı.Sırf bunun için bile sevilebilirdi.Bunu anlamak biraz zamanımı aldı.Sanırım 2 yıl kadar.Fakat şunu anlıyorum ki sevilmeye değer tek şey Tanrı,belki sonra aile,ki bazıları buna sahip değil.
Her insan eşit doğar lafına güler geçeriz,yüzeysel bakıldığında alabildiğine komik bir cümle ancak düşününce doğruluk payı yok değil.Hepimizin elindeki tek gerçek Tanrı.Onun dışında sahip olduklarımız tamamen bir sınanma amacı.
Ve yaşama amacımız Tanrı sevgisi.Evet biliyorum,kulağa tamamen çaresiz ve boyun eğmiş cümleler gibi geliyor.Hayır.Hayatımda emin olmadığım kadar eminim doğrunun bu olduğuna.Çok düşündüm,çok isyan ettim,çok inkar ettim.Yaşamımın bu döneminde hep huzursuzdum.Huzurluyum mutluyum dediğim zamanlarda bile diken üstündeymişim.Bunu yakın geçmişime tarafsız gözlerle baktığımda görüyorum.
Kabullenmek rahatlamaktır ve teslimiyet huzurdur.Tabi ki burada bilinçli,mantıklı aklın ve illa ki duyguların süzgecinden geçmiş bir teslimiyetten bahsediyorum.Kayıtsız,şartsız,dayatılmış,belletilenin dışına çıkamayan bir boyun eğişten değil.Asıl çaresizlik bu olurdu.Bu durumu Allah’ta kabul etmiyor.O, her zaman düşünmeyi,aklımızı,vicdanımızı kullanmamızı emrediyor.
İlk buyruğu “Oku!” olan bir Yaratıcı’nın nasıl kibirli ve bizi ateşlerde yakmaya kararlı bir zalim olduğuna inanabilirsin? Ben bunu düşündüm.Ben bu hatayı yaptım.Halbuki bizi cehenneme tıkmayı isteyen ne Tanrı,ne de şeytandı.Bizi parça parça bölüp yemek isteyen “insandı”.Çıkarları doğrultusunda Allah’ın buyruklarını kimi zaman dalgalandırıp köpüklendirdiler ve diğerlerini bu denizde boğdular.Kimi zamansa (günümüzde olduğu gibi) bizi Tanrı’nın kendimiz olduğuna inandırıp,ruhumuzda onulmaz yaralar açan çöllerde ıpıssız bıraktılar.Yalnız olduğumuzu fark etmeyelim ve Tanrı’yı hepten unutalım diye bazı seraplar gösterdiler,gösteriyorlar.Yaratıcı’yı da çölde yalnız ve acılar içinde olduğumuzu da unuttuk.Amaç buydu zaten.
Arada birileri uyanma belirtisi gösteriyor.Çölde yalnız olduğunu,ruhunun yerine bir BİM poşeti koyduklarını ve o serapların gerçek olmadığını anlıyor.Yalnız,o “birilerinin” kanımıza karıştırdığı zehir nasıl güçlüyse unuttuğumuz esas gerçek olan Tanrı kimsenin aklına gelmiyor.
Ona yönelsek,tek gerçeğin onun sevgisi olduğunu anlasak huzura ereceğiz.Artık o serapları görmek zevk vermeyecek ve o sanallıkları içimize işleyenlere karşı koyabileceğiz.Ama umudum yok.Ne kendimden ne de bir başkasından.Lanetli serapların peşinde koşarken helak olup gideceğiz ve cılız bir fısıltıyla bile karşı çıkamayacağız bize dayatılanlara…
Tek duam bu Allah’a,onu bulmamı sağlasın,elimdeki tek gerçeğin o olduğunu anlamamı sağlasın.Hepimize yardım etsinde bu uykudan uyanalım.Huzura erelim…Ama en ufak bir umut yok!






